Pazar, Eylül 26, 2010

tembellik

uzun süredir niyetleniyorum yazmaya. ama niyet denen bok yetmiyor elbette. bütün suçu yorgunluğa atarsam tembellik alınır, eminim. eh başlıyorum o zaman, bu girinin günlüğe benzeyeceğini hatırlatarak.

12 eylül'de bilmemkaçındı darbeyi yaşadık. bu seferki sivil darbeydi. tayyip denen dürzü padişahlığı için zemin hazırladı. önümüzdeki seçimden sonra ilan eder. ardından bir devrim, şeriatı takdimimdir. ondan sonra gelsin bop, gelsin yasaklar. acayip doluydum da söndüm galiba lan.

işe başladım bir de. dünyanın anasını siken sistemin tam göbeğinde, bankaların silahlarını yağlayan kapitalizm yalakası bir varlık şirketinde. asgari ücret alıyorum. şirkette nerdeyse kimsenin benim kadar teknoloji bilgisi yok ama evet asgari ücret alıyorum. diğer zavallıların ne aldıkları, benim ne aldığım, kimin kime ne verdi umrumda değil evet; beni geren kölelik. başkalarının işini istemeyerek yapmak zorunda olan canlılara köle denir ve bütün işçiler köledir. beni geren kölelik.

haftaiçi hergün bir sürü kokoş kadının, gömlekli kumaş pantolonlu adamların, birkaç tane de götü kapı kadar godamanların içindeyim. hepsine alışığım da, hayatımda bu kadar kokoş kadını birarada görmemiştim. parfümler, deodorantlar, kolonyalar, parfümler ve parfümler. topuklu ayakkabılar, bagetler, saçmasapan elbiseler, birbirinden ciks tipler... asimile olabilir miyim? asla.

gel gör ki başladığım ilk gün içlerinden birine aşık oldum. yok olmadım, hoşlanıyorum. hastasıyım amına koyim. hatunda vücut? yok. suratı çok mu güzel? değil. tipin mi? yanından geçmiyor. so? abi kızın sesi öldürür ki bünyeyi.