niye bıraktın ki yazmayı ender... hayatta sana yazmak kadar iyi gelen bir şey var mıydı? yoktu. hiç bir zaman da olmayacak sanırım. kahverengi sert kaplı defretimi özledim. ne zamandır kalem tutmuyorum, onu bile hatırlamıyorum...
insanın hayatı rutine biniyorya bazen. işte bende o hiç olmuyor. belki bazen rutinden çıkıyorum. uzun da sürmüyor bu. kısır döngümü özlüyorum. yaptığım hataları -yaptığım aynı hataları tekrar yapmak istiyorum. sil baştan. öyle çekiyor ki içine beni girdabım. öylesine kaçamıyorum işte...
yazmayı da unutmuşsun ender. ender? çok değişmişsin yavrum. eski takıntın yok artık.
hayatım cümlelerden ibaret olsa, koca hikayenin özneleri değişiyor bir tek. nesne aynı. yüklem aynı. zaman ilerliyor ona yapabileceğim bir şey yok, mekan da neredeyse aynı. özlem seni terketti. çağla seni terketti. ahmet seni terk etti. hayatıma bu isimlerle insanlar girmedi orası ayrı.
paslanınca pasını kolay atamıyor da insan
bileği burkulduğuna yürüyemediği gibi
varupda martılara simit bile atamamak gibi
ya da aniden çekip gitmek
bazen iki boyutlu bir grafik gibi hissediyorum kendimi
serbest dalgalanmaya bırakılmış bir çizgi gibi
kırılma noktaları öyle sivri oluyor ki inanamıyorum çoğu zaman
dibe vurmuşken bir rüzgar geliyor
alıyor
savuruyor
yer çekimi yokmuş gibi sürekli çıkarıyor
sonra birden
birden öyle ters esiyor ki
başka yöne doğru
zavallı benin tam tersine doğru çekip gidiyor sıcaklığını buz gibi esintiye çevirip içini yaktıktan sonra
yer çekimini hatırlıyorum
yıllardır road runner'ın peşinden koşan zavallı coyote gibi
sonrasını hepimiz biliyoruz
ardından bir durgunluk dönemi
ve aynı yönden yeni bir esinti
en çok koyan da ne biliyor musun?
seni hiç bırakmayacakmış gibi gelip
aniden
aniden üzülüyor gibi çekip gitmesi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder