laptopa geçip eski dosyaları kurcalarken buldum bunu. iyi ki saklıyorum eskileri. durduk yere adamın amına koyuyor ama olsun. iyiler.olan sana olucak..aslında hayat o kadar güzel ki yaşamasını bilene..ben gittim gördüm ve hayatı tercih ettim geri döndüm..ben sadfece benim ve ne için olursa olsun hadi insanları da siktiret.. sadece kendini yaşamasını bil!! hayat inanılnmaz acısı bile çok güzel...yaşamasını bilene..
sana şunu sööliim hayatın zevklerini yaşamasını bil..ama bu demek değildir ki yanlızlığından kaç..kaçamazsın..şunu da sööliiiim bi yerlerde bi şekilde neyse o insanı bulacaksın..ama aramassan..birden karşına çıkacak..bu hayat böle.. ve ciddiye almamak lazım..zevkini çıkar..sev sevil.seviş..neyse artık sadece kendini al..kimse gelmese bile senle kendinle arkadaş ol..ben öyleyim kendimi çok seviyorum yanlız içmek kolay değildir bilirsin ama ben yanlız içmekten bile keyif alıyorum..kendini sev seni sevevn de olacaktır..ama ben anet bi herifim dersen ... dememelisin..deme!
destina'ya aitti bu sözler. en az yedi senesi var. hatta dur bakayım... üniversitenin ilk senesi? 2003 müydü... vay amk. ciddi ciddi yaşlanmışım arkadaş.
şehir ve yaşam tarzı değiştirmenin, açılıp saçılmanın ve siktiğimin bölümünün biriktirdiği bunalımla ne hallere gelmişim. derkeen beyaz atlı prenses geliyor. gerçi onun atı siyah olurdu muhtemelen- neyse olsun. esas kız. kurtarıcı. yalnızlığımı paylaşıyor mu? paylaşıyor. ilaç gibi geliyor mu? geliyor. beni anlayanın bi'tek o olduğunu hissettiriyor. yalnızlık paylaşılmaz ama pek de yalnız olmadığımı düşündürüyor. hissettiriyor. ve bir gün gidiyor. "ben yalnızım pcodea, yalnızlık içime işlemiş. kaç gündür hastaydım, yoktun. hep aynı şey" diyerek gidiyor. ve ben yine yalnız. 2002'den öte biriken yalnızlık çöplüğü. hüzün ve nefret gökdelenime bir kat daha.
ama insan unutamıyor işte. bak hala aklımda. imkanı var mı sence unutmanın? tenimiz bir kere bile değmedi. gözlerimizin içine bir kez bile bakamadık. iyi ki varsın cümlelerini duyamadık birbirimizden. ama kaç gece sabahladık dertleşerek... kaç bunalımdan kusma haddine geldiğim sefer söktü aldı zehrimi... unutulmuyor işte. seviştiğim onca kadının tırnak izleri kapanmasına rağmen bunlar unutulmuyor.
zaman mekan önemli mi sanki?
bedenlerin değmesi...
ada vapuru...
heybeli'nin maltepe manzarası...
hangi birinde yanımdaydın? hangi birinin izi daha derindi...
ufacık
küçücük bi'şey bile bana seni hatırlatmaya yetiyor.
cevahir ve yağmur
yolu bitmeyen pendik otobüsü
iskenderun
muğla'da bir otel odası
kordon'daki küçük sinema...
hangi biri unutulabilir? hiç biri...
unutulmuyor işte. anılar unutulmuyor. unutulmasın da zaten. insana güç veren onlar değil mi...
trabzon'da vize haftası. işyerinden izin almışım bir kaç günlüğüne. pansiyondan bozma bir misafir evinde kalıyorum. neyse ki şanslıyım, iki kişilik odaya, piyango bir misafir yok. son seneler, okulda artık arkadaş kalmadı. ilk senelerde de pek yoktuya... okul-pansiyon yapıyorum. okul - yemek - yatak. yalnızlık artık içime yuva yapmış. beni dış dünyaya bağlayan tek şey telefonum. odamın kapısı bir balkona açılıyor. genişliği oda kadar, boyu otuz elli santim. dışarı bakıyorum. berbat bir şehir.
derken kavga ediyoruz. ve gidiyor. henüz gelmeden gidiyor. hayallerimi'zi de alıp öylece, soğukkanlılıkla gidiyor. öldüresiye sinirliyim. siniri siktir edip hayalkırıklığımla başbaşa kalıyorum.
insan çok sevdiği yakınını kaybederya. ya da evi yanar. veya şirketi iflas eder.
insanın hayat eğrisi düz bir çizgide giderya. işte o çizgi bir yerde kırılır. tıpkı bir binanın çökmesi gibi. uçarken kanatların yok olması gibi... ayda zıplarken kendini bir anda yeryüzünde bulması gibi...
raydan çıkmak gibi...
işte benim kanatlarım da raylarım da hayallerimdi.
hayallerimi aldığında olmayan köprünün ortasında buldum kendimi.
o kadar ani oldu ki bu
tutunacak ne bir dal bulmaya fırsatım oldu
ne de yeni bir kanat...
artık bütün çengelli iğneler bana seni hatırlatacak.
masamdaki siyah tükenmez kalem hep seni çizecek.
ankara'ya gidemeyeceğim.
sarıdan daha çok nefret edeceğim...
...
allah beni ağlayamasın diye yaratmış olmalı. en duygulu anımda şu oluyor: hıakkk!! bir duygu patlaması, bir boşalma. hapşırır gibi bir eylem ve gözlerden dangalak bir kaç damla. dudaklarımın titremesi. ağlayamıyorum ben. gülmek çok zor, biliyorum. ama ağlayamıyorum ben.
o gece abartısız yarım saat ağlamışımdır. belki de ilk defa. içim acıyor diye ilk defa. öyle iyi geldi ki.
nasıl başlayabildim inan bilmiyorum. ama başladım işte. ve durduramadım artık. insanın ağlaması sanırım düşüncelerinden besleniyor. düşündükçe ağladım. ağladığıma ağladım. kendime, herkese ağladım. öyle iyi geldi ki...
daha fazla ayrıntıya inmeyeceğim. bu da bugünkü son hikayem;
bir çocuk vardı. güzeldi sanki ve senindi. gözlerinde saklı bir 'belki' ve senindi. anladı bir gün bitermiş her şey. ve bitti. o kız varya o sendin sanki ve deliydi. uyusaydı büyürdü belki ve deliydi. derdi ki; "yarın bitermiş her şey". ve bitti.
artık ankara bana seni hatırlatacak.
ve ben oraya ayak basamayacağım.
tıpkı senden öncekini unutamayıp basamadığım gibi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder